Copyright © 2017 TiyatroMüzikleri bir A Sound Fiction kuruluşudur. Tüm hakları saklıdır. Gizlilik Politikası

TANRI – Woody ALLEN

TANRI – Woody ALLEN

   “Tanrı” oyunu, metafizik, özgürlük, ahlak gibi birçok konuyu çok farklı şekillerde ele alan muhteşem bir absürt tiyatro örneğidir. Woody ALLEN’ın dâhiyane kaleminden çıkmış, ince göndermelerle bezenmiş, her dakikasında güleceğiniz, her cümlesinde beyninizde şimşekler, benliğinizde şaşkınlıklar oluşturacak bir oyun.

   Yazarın asıl adı Allen Stewart Konigsberg’dür. Çizgi film karakteri Ağaçkakan Woody’yi çok sevdiğinden dolayı ismini Woody olarak değiştirmiştir. İlk sinema senaryosunu yazdığı “What’s New Pussycat?” filminde aynı zamanda oyunculuk da yapmıştır. Fakat senaryosunun yapımcıların elinde değişime uğramasından hoşnut kalmayınca, kendi yönetmeyecekse filmlere senaryo yazmama kararı aldı. Daha sonra bir yapım firması “her ne istiyorsa yazması ve her ne istiyorsa çekmesi” teklifiyle Allen ile anlaşma imzaladı. Günümüzde de filmler, diziler belirli kurallara göre çekilmek zorunda ve bu gerçekten basmakalıp projelere imza atılmasına ve sanatın içinin boşaltılmasına neden oluyor. Sanat mı?!! Sanırım artık zanaat…

   Kendi yazdığı bir tiyatro eserini oynatıp ödül almak isteyen eski yunan döneminde yaşayan bir yazarın, başrol oyuncusuyla yaptığı konuşmayla başlayan oyun, seyirci arasından ve diğer tiyatro oyunlarından katılan karakterlerle tamamıyla zaman ve mekân kavramını yitiriyor. Kendi yazdığı oyuna bir son bulamayan ve seçtiği başrol oyuncusuna bile hükmedemeyen bir yazar. Bir Tanrı. Diğer bir yazar olarak oyuna giren, her söylediği gerçekleşen, oyuncularına istediği gibi hükmedebilen Lorenzo. Başka bir Tanrı. Tanrılara kafa tutan Kral Oidupus, Kral Oidupus’a kafa tutan bir köle. Biten bir oyun, gelen bir posta.

   “Seyirciye bir telgrafım var. Yazarın mesajı. Tanrı öldü. Stop. Kendi başınızasınız. Ve imzası—Moscowitz Bilardo Topu Fabrikası?”

   Hayatın anlamını, başlangıcı ve sonu ele alınıyor oyunun giriş kısmında. Bizler belirli kurallara; karakterlerimizden kaynaklanan belirli kurallara göre yaşamak zorunda mıyız? Peki, karakterlerimiz nasıl belirleniyor. Özgür irademiz varsa köle olmak yerine kahraman olmayı da tercih edebiliriz değil mi? Neden davranışlarımız belirli çizgiler içinde olmalı veya olmamalı mı? Başlangıç veya bir son var mı? Yoksa bir daire gibi başlangıcı ve sonu olmayan bir döngü mü hayat. Bunca soruyu sormak yerine sadece yaşamak mı? Mutlu olmanın formülü. Yoksa bir cevap bulmak için çırpınmak mı yaşam boyu? Anlamlı kılan hayatı.

   “Ben halimden memnunum. Benden ne beklendiğini biliyorum. Üstelik bana başkası bakıyor. Hiçbir zaman tercih yapmam, karar vermem gerekmiyor. Köle doğdum, köle öleceğim. Ayrıca endişesiz bir yaşam sürüyorum.”

   Karnı doyduğunda mutlu olan toplulukları yönetmek kolaydır, fakat bazı olaylar her kölelin ruhunda ki savaşçıyı ortaya çıkarabilir. Bu yüzden her insan, (ne kadar köle olsa da!) bir tehlikedir bozuk düzene karşı. Allen oyunda da, oyun içinde ki oyunda da ezik ve sönük bir karakterin nasıl bir kahramana dönüştüğünü anlatıyor.

   “Kölemiz, bir kahraman olmaya karar verir.”

   Seyircilerin arasından çıkan oyuncular oyuna farklı bir seyir kazandırıyor. Doris; jimnastik öğrencisi, yan dal olarak felsefe okuyan, annesi tarafından hemşire olması istenen, babası tarafından iyi bir evlilikle sosyeteye dâhil olması istenen, geçinmek için kayık görünümlü tabaklar yapan bir firmada çalışan, Paris’te yaşamak, kadın dergisi çıkarmak isteyen ve orgazm olmak isteyen bir karakter. Tamamıyla çağımızdan biri, istedikleri yerine hayatın onu yönlendirdiği doğrultuda ilerleyen, sürekli seks yapmayı düşünen fakat asla tatmin olmayan, çağımızın uygar kölesi. Seyircilerin arasından gelen Doris, Eski Yunan döneminde olmasak bile köleliğin farklı bir şekilde devam ettiğini gözler önüne seriyor.

   Blanche DuBois; kendi oyunundan kaçmış, (Tennessee Williams-Arzu Tramvayı) Tanrı’nın insanları koruyacağı bir oyuna sığınmak isteyen bir kadın, bir yaratıcının olmamasını tercih eden Kral Oidupus ile beraber, kendini dahi koruyamayan aciz bir kadının bir köleyi korumak için ikinci kez ölmesini izliyorlar.  Her şeyin tam anlamıyla çelişkiler yumağı olduğu bir oyun.

   Asıl olarak yazarın derdi sorulara cevap veya seyirciye akıl vermek değil. Asıl amacı sorular sormak, düşünmesini sağlamak seyircinin. Bu yüzden sorularla dolu bir oyun. Cevapsız sorular arasından, bir köle olsanız bile plastik bir kılıçla krallara karşı gelebileceğinizi ve kendi gerçeğinizi değiştirebileceğinizi hatırlatıyor yazar.

Ömer BAKOĞLU.

Yorum Yap